Yazarlardan

Zeynel BALCI (Hürriyet)

Yabancının dönüşü önemli

İhracat artışı gibi döviz getirici işlemlerin kısa vadeli tedbirlerle gerçekleşmesi pek kolay görünmüyor. Bu yüzden yabancı yatırımcının tekrar Türkiye’ye dönüş yapması büyük önem taşıyor. Yüksek faiz ve yüksek döviz kurunun yabancı yatırımcıyı ne ölçüde cezbedebileceği de merak edilen konular arasında.

SEÇİM sonrası siyasi belirsizliğin kalkmasıyla baskı altındaki piyasalarda bir rahatlama görülüyor. 18 Nisan’da alınan erken seçim kararıyla birlikte borsada düşerken faiz oranları ve döviz kurları ise yükselmişti. Hatırlanırsa geçtiğimiz haftalardaki yazılarımızda seçimden net bir tablo çıkarsa yüksek faiz ve kur ile düşen borsanın iyi bir yatırım zemini oluşturduğu görüşlerine yer vermiştik. Seçim sonrası dışarıdan da benzer tepkiler geliyor. Türkiye’nin CDS oranları (risk primi) biraz düştü.

Ünlü yatırımcı Mark Mobius, Türk Lirası’nın ucuz olduğunu ve Türk Lirası’nda alım tavsiye ettiğini söylerken Credit Suisse’den “Türk Lirası artık daha cazip durumda” açıklaması geldi.

Yabancı yatırımcılar seçim öncesi bir hazırlık da yapmış. 22 haziran haftasında 225 milyon doların hisse senedi, 131 milyon dolarlık da tahvil bono almışlar. Ancak seçim sonrası nasıl tavır aldıklarını önümüzdeki Perşembe göreceğiz. Fakat son günlerde borsada yabancı takas saklama oranının (payının) düşmesi dikkat çekici. Yabancısız borsanın zayıf kaldığı da çokça test edilmiş bir tecrübe.

Piyasalar şimdi ilk aşamada yeni ekonomi yönetimini bekliyor. OHAL’in kalkması kararı olumlu. Yeni kabine 8 temmuz sonrası açıklanacak. Merkez bankasının bağımsızlığı, ekonomide büyüme politikası, enflasyon, cari açık, bütçe açığı ve son aylarda eriyen döviz rezervleri gibi ciddi konu başlıkları var. Kolay bir çözüm olamayacağı açık. Reçete belki de acı olacak.

ŞARTLAR ZOR VE PAHALI

Çünkü dış piyasalarda hava bozulmaya başladı. Çin, gelişmiş ve gelişen ülke borsalarındaki zayıflama, ticaret savaşları, Moody’s’in Türkiye’yi de içine alan uyarı niteliğindeki açıklamaları, ABD’nin müttefiklerine İran’dan petrol alımını 4 Kasım’a kadar durdurun çağrısı, Fed’in devam eden parasal sıkışlaştırma politikası ve Avrupa’nın da 2019’da benzer bir politika uygulayacağını açıklaması iç piyasaları sıkıştıracak, olası iyimserliği sınırlayacak gelişmeler. Türkiye ise seçimsiz bir sürece girilmesiyle ekonominin gerektirdiği doğru hamleleri uygulamak ve yeni bir hikaye yaratmak durumunda. Türkiye’de yerli tasarruf yetersiz ve düşük. Yıllık dış borç ödemeleri ve cari açığın finansmanı için 230-240 milyar dolar gibi parayı bulmak zorunda. Türkiye’ye yeni döviz girişi sağlayacak hamleler lazım. İhracat artışı gibi döviz getirici işlemlerin kısa vadeli tedbirlerle gerçekleşmesi zor. Yabancı yatırımcının dönüp tekrar gelmesi çok önemli. Özelleştirme portföyünün de daralmasıyla doğrudan yatırımlar yıllık 10 milyar dolar seviyelerine çekildi. Geriye kalıyor primsiz borsa, yüksek faiz ve yüksek döviz kurunun yabancı yatırımcıyı ne ölçüde cezbedebileceği konusu. Yani portföy yatırımları. Bunun için yabancı sermaye ile uyum gerekecek. Yeni kredi imkanları için ise dış şartlar artık daha zor ve pahalı. Önümüzdeki hafta içeride 3 Temmuz günü haziran enflasyonu ve dışarıda ise cuma günü ABD tarım dışı istihdam verileri var. Enflasyonda beklentiler aylıkta yüzde 1.4, yıllıkta yüzde 13.5-14 civarında. ABD Merkez Bankası için yeni faiz artırımı beklentisi Eylül toplantısında. Bu açıdan ABD tarım dışı istihdam verilerinde olağan dışı bir sapma olmazsa faiz kararını etkilemeyecek. Piyasalarda kısa dönemli toparlanma çabaları sürebilir. Ancak, güçlü piyasa hareketi için güçlü beklentiler lazım.

 

 Zeynep AKTAŞ (Milliyet)

Ekonomide hedef ilk 10’a girmek

Türkiye dünyanın 18. büyük ekonomisi. Büyüme hızında Hindistan’dan sonra ikinci sırada. Dünyada en büyük 10 ekonomi arasına girebilmesi için performansını artırması gerekiyor.

Türkiye 24 Haziran günü seçimini yaptı ve Erdoğan’a beş yıl için tekrar yetki verdi. Şimdi ekonomi yönetimi ve rota belirlenecek. Dünyanın 10 büyük ekonomisi arasına girme hedefiyle yol haritası çiziliyor. Veriler bu hedefe ulaşabilmek için ciddi bir çaba sarf edilmesi gerektiğini gösteriyor. Hâlihazırda 858 milyar dolarlık Gayri Safi Yurtiçi Hasılası ile dünyanın en büyük 18. ekonomisi konumunda. Öncelikli hedef üretimi artırabilmek. Bunun yolu ise yatırımdan geçiyor. Yatırım, paranın mali sektöre değil, reel sektöre yönelmesini gerektiriyor. Düşük faiz paranın reel ekonomiye yönelmesini teşvik eden önemli bir unsur. Şirketlerin düşük faizle borçlanabilmesi de yatırımları güçlendiriyor. Yabancı sermayeye olan ihtiyaç handikapa yol açıyor. Cari açığın yüksek seyri, yüksek enflasyon faizlerin de yüksek seyrini beraberinde getiriyor. Yabancı sermayenin güven ortamı ve reel faiz araması bu sorunu akılcı yöntemlerle aşabilmeyi gerektiriyor. Türkiye Hindistan’dan sonra en hızlı büyüyen ülke. Bu olumlu ve iyi bir gösterge.  Fakat enflasyon, cari açık ve faiz oranında da 20 büyük ekonomi arasında ilk sırada yer almak gerekiyor. İlk 10’da yer alan ülkelerin büyümeleri düşük olmasına rağmen enflasyon oranları yüzde 2’nin altında, faiz oranları ise sıfıra yakın. İstenen hedefe ulaşmanın yolu bu verilerin olumluya çevrilmesi ve reel sektör yatırımlarının artırılmasından geçiyor. Yeni ekonomi yönetimi bu ev ödevini yerine getirebildiği ölçüde Türkiye’nin yeri de yukarı doğru çıkacaktır.

Reel faizde 1. sırada

Türkiye dünyanın ilk 20 ekonomisi içerisinde en yüksek reel faizi veren ülke. Rusya ve Brezilya Türkiye’yi bir puanlık farkla takip ediyor. Büyüme oranları yüzde 1,3 ve yüzde 1,2 olan bu ülkelerde enflasyon 2,40 ve 2,86. Kur riskine bizim kadar açık değiller. Bu nedenle yabancı sermayenin öncel adresleri olabiliyorlar.

Yabancı yatırımcı fırsatı kaçırmıyor

Yabancı yatırımcı seçim öncesi hisse senetleri piyasasında alım yaptı. 15 Haziran haftasında 289 milyon dolarlık net hisse alımı yapan yabancılar 22 Haziran haftasında da 225 milyon dolarlık alımda bulundu. İki haftada toplam alım tutarı 514 milyon dolara ulaştı. Tahvilde ise yüksek faize rağmen hâlâ alımların çok güçlü olmadığını görüyoruz. Veriler yabancıların 22 Haziran haftasında tahvilde 132 milyon dolarlık alım yaptığını gösteriyor.

Seçim sonrasındaysa yabancıların satış eğilimi öne çıktı. Takas verileri 24 Haziran sonrasında paylarını azalttıklarını gösteriyor. Borsadaki yabancı payı 22 Haziran’da 63.83 seviyesinde bulunurken 28 Haziran itibari ile bu oran 62.79’a geriledi. Borsadaki yabancı payı son 10 yılda yüzde 61.22 seviyesinin altına hiç inmezken paylarındaki düşük değişimlerde dahi borsada ciddi dalgalanmalar yaşanabiliyor. Seçim sonrasında da yabancılar borsanın yukarı çıkışından istifade ederken paylarını bir miktar azalttı.

Piyasalar spekülasyona açık

Türkiye’de borsanın derinliğinin ve likiditesinin yüksek olmaması, yabancı payının bir puan oynamasında bile çok sert hareketlerin gerçekleşmesine neden olmakta. Emeklilik ve yatırım fonlarındaki hisse senedi oranı hâlâ çok düşük. 49 milyar TL’lik fon büyüklüğünün % 4.97’si hisse senedinden oluşuyor. 81 milyarlık Bireysel Emeklilik fon büyüklüğünün % 11.55’i hisseden oluşuyor. Otomatik katılım BES fonlarının büyüklüğü 3 milyar TL ve bunun % 4.27’si hisse senedinden oluşuyor. Tasarruflar hisselere yönelmedikçe, 500 büyük sanayi şirketi borsaya gelmedikçe piyasalar derinleşemez.

Hisseler iskontolu

Borsa İstanbul’da BIST 100 Endeksi 29 Ocak’ta test ettiği 121 bin 532 seviyesinden sonra sürekli değer kaybetti. Endeks en düşük 92 bin 288’i test ettikten sonra yükselişe geçti. BIST 100 Endeksi 96 bin 520 seviyesinde bulunuyor. Borsa İstanbul’un fiyat kazanç oranı 9,48 seviyesinde. Yılsonu kar tahminlerine göre beklenen fiyat/kazanç oranı ise 6,23 seviyesinde. Hisse senetleri beklenen fiyat kazanç oranına göre yüzde 33 iskontolu işlem görüyor. Borsada tepkiler güçlü değil. Olası yükselişlerde 99.000 aşılırsa 103.000 test edilebilir. Geri çekilmelerde 93.300 ve 92.700 izlenecek. Yabancı payında azalma devam ettiği sürece borsadaki hareketler zayıf kalmaya devam edebilir.

 

Hakan ÖZYILDIZ (hakanozyildiz.com)

Dışardan memur ithali çözüm mü?

Yeni anayasal düzenle devlette çok hayati değişimler yaşanacak. Kurumlar açılıp, kapanırken memurların durumu milyonlarca çalışanı etkileyecek.

Eski bir devlet memuru olarak, anlayabildiğim kadarıyla, memurun yeni yapılanma içindeki durumunu ele almaya çalışacağım.

Konuya devam etmeden önce bir kavramsal açıklık getirmekte yarar var. Memurun İngilizce de karşılığı“civil servant” tır. Yani memur toplumun, halkın hizmetkarıdır. Hiçbir zaman partiye ve/veya başka bir yapıya sorumluluğu yoktur. Partiler, hükümetler değişir ama onun görevi halka hizmete devam etmektir.

Fransızcadaki karşılığı ise“fonctionnaire [la], serviteur de l’etat”, yani fonksiyonu olan çalışan, devletin hizmetkarıdır. Görüldüğü gibi burada da bir hizmetkarlık var. Ama fonksiyon ifa edebilen bir hizmetkarlık anlayışı. Fransız idari yapısının bir sonucu olarak burada devlet öne çıkmış. Parti veya başka yapılanmalar yine yok.

Bunlar çok zor ama bir o kadar da doğru cevap bulunması gereken sorular. Eğer memuru fonksiyonu olmaz, halkın hizmetkarı, devletin memuru olmaktan uzaklaşırsa ne olur?

Bu soruyu sormamın nedeni, basında gördüğüm “500 üst düzey görevlinin Cumhurbaşkanı ile değişeceğine” yönelik haberler. Söylenen doğruysa, her seçimde amirleri değişen memurların, devlet memuru olarak kalabileceğini, partiye değil halka hizmet edeceğini düşünmek biraz zor. Devlet memuru, halkın hizmetkarı olmak yerine partinin hizmetkarı olursa devlet kurumunun yaşayacağı sorunları göreceğiz.

Kamuda çalışmaya devam eden arkadaşlarımın anlattıklarından ve sınırlı gözlemlerimden çıkardığım kadarıyla, kamuda hizmet içi eğitim, uzmanlaşma ve liyakate dayalı yükselme vb. sorunlar yaşanıyor.

Uzmanlaşma sıkıntısı çeken kurumların üst yönetimine dışarıdan adam atamak kurumların kimliğini, yapısını, etkisini olumsuz etkiler.  Çünkü her iktidar değiştiğinde kurumsallaşması değişmiş, belki de zedelenmiş, yeni yapılar görülecek. Zarar gören sadece bir kurum olursa tamiri sorun olmaz. Ama devlet kurumlarının yapısı olumsuz etkilenmeye başlayınca, işlerin zorlaştığı zamanlarda memurlar/teknisyenler doğru seçenekler üretip siyasetçinin önüne koyamaz. Kriz anlarında hızlı ve doğru kararlar alınamayınca, ülke deneme tahtasına dönüyor. Böylesi bir durum ülkenin dostlarını üzerken, düşmanlarını sevindiriyor.

Hatırlamakta yarar var; dünyada şimdiye kadar idari değişiklikler ile yapısal sorunlara çözüm bulunamadı.